TÜRK BİLİM ADAMLARI
Ahmed Cevdet PaÅŸa : (1823-1895) 19. yüzyıl Türkiye’sinin önde gelen bilim ve devlet adamlarındandır. Asıl adı Ahmed’dir ve Cevdet mahlâsını, İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şâir Süleyman Fehim Efendi’den almıştır.
1839 yılı baÅŸlarında, büyükbabası tarafından tahsil görmesi için İstanbul’a gönderilmiÅŸ olan Ahmed Cevdet PaÅŸa, burada kısa sürede kendini göstermiÅŸ ve devrin önemli bilim adamları olan Hâfız Seyyid Efendi, Doyranlı Mehmed Efendi, Vidinli Mustafa Efendi, Kara Halil Efendi ve Birgivi Hoca Åžakir Efendi’den nakli ilimleri, Miralay Nûri Bey ve Müneccimbaşı Osman Sâbit Efendi’den de hesap, cebir ve hendese gibi akli ilimleri tahsil etmiÅŸtir.
Ahmed Cevdet PaÅŸa’nın bilim tarihi açısından önemli olan yapıtı “Takvimü’l-Edvâr” (Dönemlerin Takvimi, 1870) adını taşır. Bu yapıtında Ahmed Cevdet PaÅŸa, Åžemsi ve Hicri takvim ilkelerini temele alan yeni bir takvim önerisinde bulunmuÅŸtur. Eser iki amaçla kaleme alınmıştır: Birincisi, yazarın kendi deyimi ile “Lisân-ı türki ilim lisânı olamaz diyenlere lisânımızın her ÅŸeye kâbil olduÄŸunu ve bu lisân ile her fenden güzel eserler yazılabileceÄŸini” göstermek, ikincisi ise yeni bir takvim önermektir.
Bu yapıttan anladığımız kadarıyla, Osmanlı Devleti’nin baÅŸlangıç dönemlerinde seneleri kameri, ayları ÅŸemsi olan bir takvim kullanılmış ve maaÅŸlı askerlerin maaÅŸlarına karşılık gelen gelirler ise kameri aylar itibariyle toplanmıştır. Ancak bu durum hazinede bir takım zorluklar ortaya çıkartmış ve hazine açık vermeye baÅŸlamıştır.
Bu ve buna benzer nedenlerle, Ahmed Cevdet PaÅŸa baÅŸkanlığında, Müneccimbaşı Tâhir Efendi, Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye âzâsından Vartan Bey, Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne hocalarından Miralay Vidinli Tevfik Bey, Rassâd Kombari ve Divân-ı Ahkâm-ı Adliyye memurlarında Åžehbazyan Efendi’den oluÅŸan bir komisyon kurulmuÅŸ ve bu komisyonun ulaÅŸtığı sonuçlar bir mazbata ile sadrazama sunulmuÅŸtur. Ancak bu öneri her nedense uygulamaya konulmamıştır. İşte, bu komisyon tarafından önerilen takvimin esaslarını, Ahmed Cevdet PaÅŸa tarafından Takvimü’l-Edvâr’da anlatılmıştır.
Ahmed Cevdet PaÅŸa’nın önerdiÄŸi takvim aslında, ÅŸimdiye kadar yapılan takvimler içerisinde en duyarlısı olan Ömer Hayyam’ın İsfahan Gözlemevi’nde tertip ettiÄŸi Celâli Takvimi’nden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Yukarıda da belirtilmiÅŸ olduÄŸu gibi, bu yapıtın en önemli yönlerinden birisi, Türkçe yazılmış olmasıdır.
Ahmed Cevdet PaÅŸa’nın Türkçe’nin bilim dili haline gelmesine büyük önem verdiÄŸi ve bunu gerçekleÅŸtirmeye çalıştığı görülmektedir. Ona göre, Osmanlı lisânının aslı Türkçedir; fakat Farsça ve Arapçadan pek çok kelime alındığı için, üç dilden oluÅŸan bir dil haline gelmiÅŸtir. Osmanlıca yalınlaÅŸtırılmalı, eserler açık bir dille yazılmalı, yeni terimler bulunmalıdır.
Ahmed El-Biruni :İslam Dünyası’nın en büyük bilim adamı ve bütün çaÄŸlar gözönüne alındığında ise, en büyük bilim adamlarından biri.” Ünlü bilim tarihçisi George Sarton El-Bîrunî’yi böyle deÄŸerlendirir. Harezm’de doÄŸan El-Bîrunî, küçük yaÅŸta, HarezmÅŸahların sarayıyla iliÅŸki kurdu. El-Hakim ve İbn-i Sina gibi dönemin en ünlü İslam bilim ve düşün adamlarından ders alan, prens ve hükümdarlardan itibar gören El-Bîrunî, Gazneli Mahmud’un Hindistan’ı zaptından sonra Hindistan’a giderek Hint Uygarlığı’nı inceledi.
Felsefe, matematik, astronomi, fizik, coÄŸrafya ve tıp gibi birçok alanda bilime katkılarda bulunmuÅŸ olan bilim adamı; gerçekliÄŸini, düşünsel cesareti, hoÅŸgörüsü ve eleÅŸtirel bakış açısı ile OrtaçaÄŸdaki bilim anlayışını çok geride bırakmıştı. Ona göre “Her ÅŸeyi Allah bilir” düşüncesi bilgisizlik için bir özür olamazdı. Arapça, Farsça ve Sanskritçe’yi çok iyi bilen El-Bîrunî’nin anadili saptanamamıştır.
Geometri ve trigonometride büyük başarılar gösteren, çeşitli astronomi aletleri yapan, kendi metodu ve aletleriyle madenlerin özgül ağırlıklarını yaklaşık olarak saptayan El-Bîrunî, bilimsel çapı ve önemi itibarıyla, gerçekleşemeyen Doğu Rönesansının olası temel dayanaklarından biri olabilme niteliğine sahipti.
Matematik alanında sinüs, kosinüs gibi trigonometrik fonksiyonların birer oran, yani sayı olduğunu vurgulayan El-Bîrunî, bu fonksiyonlarda çember yarıçapının birim olarak kabul edilmesini önermiş, bugün Hint-Arap rakamları olarak bilinen rakamları çok açık bir biçimde aktarmış, düzgün polinomların çizimi ve bir açının üç eşit parçaya bölünmesi sorunlarıyla uğraşmıştır.
Çeviri ve siyasetle de uÄŸraÅŸmış olan El-Bîrunî, 1048’de Gazne’de öldüğünde, geride birçok önemli eser bıraktı. Bunlardan bazıları ÅŸunlardır: “Hareketsiz Yüzyıllardan Kalan Eserler”, “Hint Tarihi”, “Meskenlerin Arasındaki Mesafeyi Düzeltmek İçin Mekanların Sonunu Sınırlama”, “Cevherlerin Tanımasında Topluluk Kitabı”, “Eczacılık Kitabı”, “Dairedeki KiriÅŸlerin Dairenin Çember Parçasının Kavsi Hesabıyla Çıkarma Kitabı” YaÅŸadığı çağın Bîrunî Çağı olarak anılması kadar bilime ve insanlığa katkıda bulunan El-Bîrunî, Ortaçağın en büyük bilginlerindendir.
Ali Kuşçu : 15. yüzyılda yaÅŸamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur’un (1369-1405) torunu olan UluÄŸ Bey’in (1394-1449) doÄŸancıbaşısı idi. “Kuşçu” lakabı buradan gelmektedir.
Ali Kuşçu, Semerkand’da doÄŸmuÅŸ ve burada yetiÅŸmiÅŸtir. Burada bulunduÄŸu sıralarda, UluÄŸ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmi (1337-1420) ve Gıyâsüddin CemÅŸid el-Kâşi (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır.
Ali Kuşçu bir ara, öğrenimini tamamlamak amacı ile, UluÄŸ Bey’den habersiz Kirman’a gitmiÅŸ ve orada yazdığı Hall el-EÅŸkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi UluÄŸ Bey’e armaÄŸan etmiÅŸ ve Ali Kuşçu’nun kendisinden izin almadan Kirman’a gitmesine kızan UluÄŸ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiÅŸtir.
Ali Kuşçu, Semerkand’a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevi’nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmi’nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiÅŸ ve UluÄŸ Bey Zici’nin tamamlanmasına yardımcı olmuÅŸtur. Ancak, UluÄŸ Bey’in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand’dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanına gitmiÅŸtir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı saÄŸlamak amacı ile Fatih’e elçi olarak gönderilmiÅŸtir.
Bir kültür merkezi oluÅŸturmanın ÅŸartlarından birinin de bilim adamlarını biraraya toplamak olduÄŸunu bilen Fatih, Ali Kuşçu’ya İstanbul’da kalmasını ve medresede ders vermesini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine, Tebriz’e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul’a geri döner. İstanbul’a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu’yu karşılayanlar arasında, zamanın ulemâsı İstanbul kadısı Hocazâde Müslihü’d-Din Mustafa ve diÄŸer bilim adamları da vardır.
İstanbul’a gelen Ali Kuşçu’ya 200 altın maaÅŸ baÄŸlanır ve Ayasofya’ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu, burada Fatih Külliyesi’nin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiÅŸtir.
Ayrıca İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeÅŸitli GüneÅŸ saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu’nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuÅŸtur. VerdiÄŸi dersler olaÄŸanüstü raÄŸbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafında da izlenmiÅŸtir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan PaÅŸa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu’nun derslerini takip etmiÅŸtir. Nitekim etkisi 16. yüzyılda ürünlerini verecektir.
Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduÄŸu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduÄŸu için “Fethiye” adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluÅŸmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer’in ÅŸekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e iliÅŸkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir.
Döneminde hayli etkin olmuÅŸ olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliÄŸindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diÄŸer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiÄŸi matematik kitabıdır.
Battani : Devrinin en önemli astronomlarından ve matematikçilerinden olan Battâni (858-929), Sâbit ibn Kurrâ gibi, Urfa’nın Harran Bölgesi’ndendir ve yıldızlara tapan Sabii Dini’ne mensuptur.
Rakka’da özel bir gözlemevi kurmuÅŸ ve burada 887-918 tarihleri arasında son derece önemli gözlemler yapmıştır. GüneÅŸ, Ay ve gezegenlerin hareketlerini gözlemlemiÅŸ, yörüngelerini doÄŸru bir biçimde belirlemeye çalışmıştır. GüneÅŸ ve Ay tutulmaları ile ilgilenmiÅŸ, mevsimlerin süresini büyük bir doÄŸrulukla hesaplamıştır. Ayrıca, ekliptiÄŸin eÄŸimini de dakik olarak belirlemeyi baÅŸarmıştır.
Aynı zamanda matematikçi de olan Battâni, bu alanda da son derece önemli çalışmalar yapmıştır. Sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı gerçek anlamda ilk defa kullanan bilim adamının Battâni olduğu söylenmektedir. Battâni, çalışmaları sırasında bazı temel trigonometrik bağıntılara ulaşmış ve bunları astronomik hesaplamalarda kullanmıştır.
Biruni : Biruni hastalıkları tedavi konusunda deÄŸerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiÅŸ, Sultan Mes’ud’un gözünü tedavi etmiÅŸti. Otların hangisinin hangi derde deva ve ÅŸifa olduÄŸunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluÄŸun sınırlarını çizmiÅŸ, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiÅŸtir.
Bîrûnî, Cebir, Geometri ve CoÄŸrafya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiÅŸ, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleÅŸtirmiÅŸ, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceÄŸini söylemiÅŸ, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduÄŸunu dile getirmiÅŸ ve “Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah’a tevbe ederim. Razı olacağı ÅŸeylere sarılmak hususunda Allah’tan yardım dilerim. Bâtıl Åžeylerden korunmak için de Allah’tan hidayet isterim. İyilik O’nun elindedir!” demiÅŸtir.
Hayatı
YaÅŸadığı çaÄŸa damgasını vurup “Biruni Asrı” denmesine sebep olan zekâ harikası bilgin 973 yılında Harizm’in merkezi Kâs’ta doÄŸdu. Esas adı Ebû Reyhan b. Muhammed’dir. Küçük yaÅŸta babasını kaybetti. Annesi onu zor ÅŸartlarda, odunsatarak büyüttü. Daha çocuk yaÅŸta araÅŸtırmacı bir ruha sahipti. Birçok kOnuyu öğrenmek için çılgınca hırs gösteriyordu. Tahsil çağına girdiÄŸinde HârizmÅŸahların himayesine alındı ve saray terbiyesiyle yetiÅŸmesine özen gösterildi. Bu aileden bilhassa Mansur, Bîrûnî’nin en iyi bir eÄŸitim alması için her imkânı saÄŸladı.
Bu arada İbni Irak ve Abdüssamed b. Hakîm’den de dersler alan bilginimizin öğrenimi uzun sürmedi, daha çok özel çabalarıyla kendisini yetiÅŸtirdi. AraÅŸtırmacı ruhu, öğrenme hırsı ve sönmeyen azmiyle birleÅŸince 17 yaşında eser vermeye baÅŸladı. Fakat Me’mûnîlerin Kâs’ı alıp HârizmÅŸahları tarihten silmeleriyle Bîrûnî’nin huzuru kaçtı, sıkıntılar baÅŸladı ve Kâs’ı terketmek zorunda kaldı. Ancak iki yıl sonra tekrar döndüğünde ünlü bilgin Ebü’lVefâ ile buluÅŸup rasat çalışmaları yaptı.
Daha sonra hükümdar Ebü’lAbbas, sarayında Bîrûnî’ye bir daire tahsisedip, müşavir ve vezir olarak görevlendirdi. Bu durum, hükümdarların ilme duydukları derin saygının göstergesi, bilginimizin de devlet baÅŸkanları yanındaki yüksek itibarının belgesiydi.
Gazneli Mahmud Hindistan’ı alınca hocalarıyla Bîrûnî’yi de oraya götürdü. Zira onun yanında da itibarı çok yüksekti. “Bîrûnî, sarayımızın en deÄŸerli hazinesidir’derdi. Bu yüzden tedbirli hünkâr, liyakatını bildiÄŸi Bîrûnî’yi Hazine Genel Müdürlüğü’ne tayin etti. O da orada Hint dil ve kültürünü bütünüyle inceledi. Üstün dehasıyla kısa sürede Hintli bilginler üzerinde ÅŸaÅŸkınlık ve hayranlık uyandırdı. Kendisine saÄŸlanan siyasî ve ilmî araÅŸtırmalarına devam etti. Bir devre adını veren, çağını aÅŸan ilmî hayatının zirvesine eriÅŸti. Sultan Mes’ud, kendisine ithaf ettiÄŸi Kanunu Mes’ûdî adlı eseri için Bîrûnî’ye bir fil yükü gümüş para vermiÅŸse de o, bu hediyeyi almadı.
Son eseri olan Kitabü’sSaydele fi’t Tıb’bı yazdığında 80 yaşını geçmiÅŸti. Üstad diye saygıyla yâd edilen yalnız İslâm âleminin deÄŸil, tüm dünyada çağının en büyük bilgini olan Bîrûnî, 1051 yılında Gazne’de hayata gözlerini yumdu.
KiÅŸiliÄŸi
Bîrûnî, “Elinden kalem düşmeyen, gözü kitaptan ayrılmayan, iman dolu kalbi tefekkürden dûr olmayan, benzeri her asırda görülmeyen bilginler bilgini bir dâhiydi. Arapça, Farsça, Ibrânîce, Rumca, Süryânice, Yunanca ve Çinçe gibi daha birçok lisan biliyordu. Matematik, Astronomi, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, CoÄŸrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Dinler ve Mezhepler Tarihi gibi 30 kadar ilim dalında çalışmalar yaptı, eserler verdi.
Onun tabiat ilimleriyle yakından ilgilenmesi, Allah’ın kevnî âyetlerini anlamak, kâinatın yapı ve düzeninden Allah’a ulaÅŸmak, Onu yüceltmek gâyesine yönelikti. Eserlerinde çok defa Kur ân âyetlerine baÅŸvurur, onların çeÅŸitli ilimler açısından yorumlanmasını amaçlardı. Kurân’ın belâğat ve i’cazına olan hayranlığını her vesileyle dile getirdi. İlmî kaynaklara dayanma, deney ve tecrübeyle ispat etme ÅŸartını ilk defa o ileri sürdü.
İbni Sinâ’yla yaptığı karşılıklı yazışmalarındaki ilmî metod ve yorumları, günümüzde yazılmış gibi tazeliÄŸini halen korumaktadır. Tahkîk ve Kanûnı Mes’ûdî adlı eserleriyle trigonometri konusunda bugünkü ilmî seviyeye tâ o günden, ulaÅŸtıgı açıkça görülür. Bu eser astronomi alanında zengin ve ciddî bir araÅŸtırma âbidesi olarak tarihe mal olmuÅŸtur. İlmiyle dine hizmetten mutluluk duymaktadır.
Gazne’de kıbleyi tam olarak tespit etmesi ve kıblenin tayini için geliÅŸtirdiÄŸi matematik yöntemi dolayısıyla kıyamet günü Rabb’inden sevap ummaktadır. Ayın, güneÅŸin ve dünyanın hareketleri, güneÅŸ tutulması anında ulaÅŸan hadiseler üzerine verdiÄŸi bilgi ve yaptığı rasatlarda, çaÄŸdaÅŸ tespitlere uygun neticeler elde etti. Bu çalışmalarıyla yer ölçüsü ilminin temellerini sekiz asır önce attı. Israrlı çabaları sonunda yerin çapını ölçmeyi baÅŸardı. Dünyanın çapının ölçülmesiyle ilgili görüşü, günümüz matematik ölçülerine tıpatıp uymaktadır. Avrupa’da buna BÃŽRÛNI KURALI denmektedir.
Newton ve Fransız Piscard yaptıkları hesaplama sonucu ekvatoru 25.000 mil olarak bulmuÅŸlardır. Halbuki bu ölçüyü Bîrûnî, onlardan tam 700 yıl önce Pakistan’da bulmuÅŸtu. O çaÄŸda Batılılardan ne kadar da ilerideymiÅŸiz.
Biruni, hastalıkları tedavi konusunda deÄŸerli bir uzmandı. Yunan ve Hint tıbbını incelemiÅŸ, Sultan Mes’ud’un gözünü tedavi etmiÅŸti. Otların hangisinin hangi derde deva ve ÅŸifa olduÄŸunu çok iyi bilirdi. Eczacılıkla doktorluÄŸun sınırlarını çizmiÅŸ, ilaçların yan etkilerinden bahsetmiÅŸtir.
Daha o çaÄŸda Ümit Burnu’nun varlığından söz etmiÅŸ, Kuzey Asya ve Kuzey Avrupa’dan geniÅŸ bilgiler vermiÅŸti. Christof Coloumb’dan beÅŸ asır önce Amerika kıtasından, Japonya’nın varlığından ilk defa sözeden O’dur.
Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduÄŸunu, yerçekimin varlığını Newton’dan asırlarca önce ortaya koydu. Henüz çağımızda sözü edilebilen karaların kuzeye doÄŸru kayma fikrini 9.5 asır önce dile getirdi.
Botanikle ilgilendi, geometriyi botaniÄŸe uyguladı. Bitki ve hayvanlarda üreme konularına eÄŸildi. KuÅŸlarla ilgili çok orjinal tespitler yaptı. Tarihle ilgilendi. Gazneli Mahmud, Sebüktekin ve Harzem’in tarihlerini yazdı. Bîrûnî, ayrıca dinler tarihi konusuna eÄŸildi, ona birçok yenilik getirdi. Çağından dokuz asır sonra ancak ayrı bir ilim haline gelebilen Mukayeseli Dinler Tarihi, kurucusu sayılan Bîrûnî’ye çok ÅŸey borçludur.
Bîrûnî, felsefeyle de ilgilendi. Ama felsefenin dumanlı havasında boÄŸulup kalmadı. Meseleleri doÄŸrudan Allah’a dayandırdı. Tabiat olaylarından sözederken, onlardaki hikmetin sahibini gösterdi. EÅŸyaya ve cisimlere takılıp kalmadı.
Bîrûnî, Cebir, Geometri ve Cografya konularında bile o konuyla ilgili bir âyet zikretmiÅŸ, âyette bahsi geçen konunun yorumlarını yapmış, ilimle dini birleÅŸtirmiÅŸ, fennî ilimlerle ilahî bilgilere daha iyi nüfuz edileceÄŸini söylemiÅŸ, ilim öğrenmekten kastın hakkı ve hakikatı bulmak olduÄŸunu dile getirmiÅŸ ve “Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah’a tövbe ederim. Razı olacağı ÅŸeylere sarılmak hususunda Allah’tan yardım dilerim. Bâtıl ÅŸeylerden korunmak için de Allah’tan hidayet isterim. İyilik O’nun elindedir!” demiÅŸtir.
Eserleri halen Batı bilim dünyasında kaynak eser olarak kullanılmaktadır. Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrûnî’ye ArmaÄŸan adıyla bilginimize tahsis etti. Dünyanın çeÅŸitli ülkelerinde Bîrûnî’yi anmak için sempozyumlar, kongreler düzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO’nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî’ye ayırdı. Kapak fotoÄŸrafının altına, “1000 yıl önce Orta Asya’da yaÅŸayan evrensel dehâ Bîrûnî; Astronom, Tarihçi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog, Åžair, Mütefekkir, Matematikçi, CoÄŸrafyacı ve Hümanist” diye yazılarak tanıtıldı.
Eserleri
Biruni, toplam 180 kadar eser kaleme aldı. En meşhurları şunlardır:
1. EIAsâr’il Bâkiye an’il Kurûni’I Hâliye: (BoÅŸ geçen asırlardan kalan eserler.)
2. EI Kanûn’ül Mes’ûdî; En büyük eseridir. Astronomiden coÄŸrafyaya kadar birçok konuda yenilik, keÅŸif ve buluÅŸları içine alır.
3. Kitab’üt Tahkîk Mâli’I Hind: Hind Tarihi, dini, ilmi ve coÄŸrafyası hakkında geniÅŸ bilgi verir.
4. Tahdîd’ü Nihâyeti’l Emâkinli Tashîhi Mesâfet’il Mesâkin: Meskenler arasındaki mesafeyi düzeltmek için mekânların sonunu sınırlama. Bu eseriyle Bîrûnî, yepyeni bir ilim dalı olan Jeodezi’nin temelini atmış, ilk harcını koymuÅŸtu.
5. Kitabü’I Cemâhirfî Ma’rifeti Cevâhir: Cevherlerin bilinmesine dair kitap.
6. Kitabü’t Tefhimfî Evâili Sıbaâti’t Tencim: Yıldızlar İlmine GiriÅŸ.
7: Kitâbü’s Saydelefî Tıp: Eczacılık Kitabı. İlaçların, ÅŸifalı otların adlarını altı dildeki karşılıklarıyla yazmış.
İbn-i Sina : Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.
Astroloji ve simyaya itibar etmemiÅŸ, Dönüşüm Kuramı’nın doÄŸru olup olmadığını yapmış olduÄŸu deneylerle araÅŸtırmış ve doÄŸru olmadığı sonucuna ulaÅŸmıştır. İbn-i Sinâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha deÄŸersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha deÄŸerli metallerin elde edilmesi mümkün deÄŸildir.
İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiÅŸ ve bazı yönlerden Aristoteles’in hareket anlayışını eleÅŸtirmiÅŸtir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini saÄŸlayan etmenin ortam, yani hava olduÄŸunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diÄŸeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle baÄŸdaÅŸmayacak iki görev yüklüyordu.
İbn-i Sinâ, bu çeliÅŸik durumu görmüş, yapmış olduÄŸu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaÅŸtırmış ve Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın ÅŸiddetinin rüzgârın ÅŸiddetinden daha fazla olması gerektiÄŸi sonucuna varmıştır. Oysa bir aÄŸacın yakınından geçen bir ok, aÄŸaca deÄŸmediÄŸi sürece, aÄŸaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, aÄŸaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın ÅŸiddeti, cisimleri taşımaya yeterli deÄŸildir.
İbn-i Sinâ, her ÅŸeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Ancak, İbn-i Sinâ dendiÄŸinde, onun adıyla özdeÅŸleÅŸmiÅŸ ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve DoÄŸu ülkelerinde ise 19. yüzyılın baÅŸlarına kadar okunmuÅŸ ve kullanılmış olan “el-Kânûn fî’t-Tıb” (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir.
Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.
İbn-i Sinâ’nın söz konusu eseri incelendiÄŸinde, konuları sistematik bir biçimde incelediÄŸi görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak deÄŸerlendiren İbn-i Sinâ, cerrahi tedavinin saÄŸlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiÅŸ ve ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiÅŸtir.
Gözle de ilgilenmiÅŸ olan İbn-i Sinâ, döneminin seçkin fizikçilerinden İbn-i Heysem gibi, Göz-Işın Kuramı’nı savunmuÅŸ ve üst göz kapağının dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiÅŸ hastalıklar hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuÅŸtur.
Abdülhamid İbn Türk : Tarihte Türk lakabını taşıyan nadir Türk bilim adamlarındandır. Hârezmi’nin çaÄŸdaşıdır. Cebir konusunda yazmış olduÄŸu kitabın ancak küçük bir bölümü bugün elimizde bulunmaktadır. Burada, özel tipler halinde gruplandırılmış ikinci derece denklemlerinin çözümleri, Hârizmi’ninkilerden daha ayrıntılı olarak verilmiÅŸtir.
Mesela x² + c = bx denkleminin, diÄŸer denklem tiplerinden farklı olarak iki çözümü olduÄŸunu ayrı ayrı ÅŸekillerle göstermiÅŸ olduÄŸu halde, Hârizmi bir tek ÅŸekil kullanmıştır; ayrıca Abdülhamid ibn Türk, c * (b/2)² durumunda çözümün imkansız olacağını da ÅŸekil vererek kanıtlamıştır. Bu nedenle İbn Türk’ün açıklamasının Hârizmi’ninkinden daha mükemmel olduÄŸu söylenebilir.
İbn Türk’ün söz konusu cebir kitabı, Hârizmi’nin ilk cebir kitabı yazarı olma özelliÄŸini şüpheli bir hale getirmektedir, buna raÄŸmen Hârizmi’nin cebir tarihindeki etkisi tartışılamaz önemdedir.
Takiyüddin : Takiyüddin döneminin en büyük bilginidir. Matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. 16. yüzyılın ünlü astronomu Copernicus sinüs fonksiyonunu kullanmamış, sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjanttan söz etmemiştir; oysa Takiyüddin bunların tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır.
Takiyüddin, trigonometrik fonksiyonların kesirlerini, ilk defa ondalık kesirlerle göstermiÅŸ ve birer derecelik fasılalarla 1 dereceden 90 dereceye kadar hesaplanmış sinüs ve tanjant tabloları hazırlamıştır. Bu dönemde, logaritma tabloları veya hesap makineleri olmadığı için, trigonometrik hesaplamalarda ya bu cetveller ya da rub, yani “trigonometrik çeyreklik” denilen basit bir alet kullanmıştır.
Takiyüddin’in aritmetik alanındaki çalışmaları da oldukça önemlidir. Kendisine özgü pratik bir rakamlama sistemi geliÅŸtirmiÅŸ ve çok eskiden beri kullanılmakta olana altmışlık kesirlerin yerine ondalık kesirleri kullanmaya baÅŸlamıştır. Takiyüddin, ondalık kesirleri kuramsal olarak incelemiÅŸ ve bunlarla dört iÅŸlemin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiÅŸtir. Batı’da, bu düzeye, yaklaşık on sene sonra yazılmış olan (1585) Simon Stevin’in (1548-1620) eseri ile ulaşılabilmiÅŸtir.
Ondalık kesirleri, UluÄŸ Bey’in Semerkand Gözlemevi’nde müdürlük yapan Gıyâsüddin CemÅŸid el-Kâşi’nin Miftâhü’l-Hisâb (AritmetiÄŸin Anahtarı, 1427) adlı yapıtından öğrenmiÅŸ olan Takiyüddin’e göre, el-Kâşi’nin bu konudaki bilgisi, kesirli sayıların iÅŸlemleriyle sınırlı kalmıştır; oysa ondalık kesirlerin, trigonometri ve astronomi gibi bilimin diÄŸer dallarına da uygulanarak genelleÅŸtirilmesi gerekir.
Acaba Takiyüddin’in ondalık kesirleri trigonometri ve astronomiye uygulamak istemesinin gerekçesi nedir? Osmanlıların kullanmış oldukları hesaplama yöntemlerini, yani Hind Hesabı denilen onluk yöntemle Müneccim Hesabı denilen altmışlık yöntemi tanıtmak maksadıyla yazmış olduÄŸu Bugyetü’t-Tüllâb min İlmi’l-Hisâb (Aritmetikten Beklediklerimiz) adlı çok deÄŸerli yapıtında Takiyüddin, ondalık kesirleri altmışlık kesirlerin bir alternatifi olarak gösterdikten sonra, dokuz baÅŸlık altında, ondalık kesirli sayıların iki katının ve yarısının alınması, toplanması, çıkarılması, çarpılması, bölünmesi, karekökünün alınması, altmışlık kesirlerin ondalık kesirlere ve ondalık kesirlerin altmışlık kesirlere dönüştürülmesi iÅŸlemlerinin nasıl yapılacağını birer örnekle açıklamıştır.
Ancak Takiyüddin’in tam sayı ile kesrini birbirinden ayırmak için bir simge kullanmadığı veya geliÅŸtirmediÄŸi görülmektedir; örneÄŸin 532.876 sayısını, “5 Yüzler 3 Onlar 2 Birler 8 Onda birler 7 Yüzde birler 6 Binde birler” biçiminde veya “532876 Binde birler” biçiminde sözel olarak ifade etmekle yetinmiÅŸtir.
Ayrıca, yüzbinler basamağı ile yüzbinde birler basamağı arasında kalan kesirli sayıların kolayca mertebelendirilebilmesi, yani tam ve kesir kısımlarının birbirlerinden ayrılabilmesi için bir tablo düzenlemiştir. Çarpma, bölme ve karekök alma işlemlerinden sonra sonuç sayısının tam ve kesir kısmını anlayabilmek için bu tabloya bakmak yeterlidir. Yalnız bu tablonun işlemlerde sağlayacağı kolaylık, ondalık simgesinin sağlayacağı kolaylıktan daha fazla değildir.
Takiyüddin, bu yapıtında göksel konumların belirlenmesinde kullanılan altmışlık yöntemin hesaplama açısından elveriÅŸli olmadığını bildirir; çünkü altmışlık yöntemde, kesir basamakları çok olan sayılarla çarpma ve bölme iÅŸlemlerini yapmak çok vakit alan bıktırıcı ve yıldırıcı bir iÅŸtir; bugün kullandığımız onluk kerrat cetveline benzeyen altmışlık kerrat cetveli bile bu güçlüğün giderilmesi için yeterli deÄŸildir. Oysa onluk yöntemde, kesir basamakları ne kadar çok olursa olsun, çarpma ve bölme iÅŸlemleri kolaylıkla yapılabileceÄŸi için, Ay ve GüneÅŸ’in yanında gözle görülebilen Merkür, Venüs, Mars, Jupiter ve Satürn’ün gökyüzündeki devinimlerini gösterir tabloları düzenlemek ve kullanmak eskisi kadar güç olmayacaktır.
Bu önerisiyle gökbilimcilerinin en önemli güçlüklerinden birini gidermeyi amaçlayan Takiyüddin, açıları veya yayları ondalık kesirlerle gösterirken, bunların trigonometrik fonksiyonlarını altmışlık kesirlerle gösteremeyeceÄŸini anlamış ve ondalık kesirleri trigonometriye uygulamak için Sidretü’l-Müntehâi’l-Efkâr fi Melekûti’l-Feleki’d-Devvâr (Gökler Bilgisinin Sınırı) adlı yapıtında birim dairenin yarıçapını 60 veya 1 olarak deÄŸil de, 10 olarak aldıktan sonra kesirleri de ondalık kesirlerle göstermiÅŸtir.
Zâtü’l-Ceyb olarak bilinen bir gözlem aletini tanıtırken, “Bir cetvelin yüzeyini altmışlı sinüse göre, diÄŸerini ise bilginlere ve gözlem sonuçlarının hesaplanmasına uygun düşecek ÅŸekilde kolaylaÅŸtırıp, yararlılığını ve olgunluÄŸunu arttırdığım onlu sinüse göre taksim ettim.” demesi bu anlama gelmektedir.
Takiyüddin, ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye nasıl uygulanabileceÄŸini kuramsal olarak gösterdikten sonra, 1580 yılında bitirmiÅŸ olduÄŸu Teshilu Zici’l-A’şâriyyi’ÅŸ-Şâhinşâhiyye (Sultanın Onluk Yönteme Göre Düzenlenen Tablolarının Yorumu) adlı katalogunda uygulamaya geçmiÅŸtir. İstanbul Gözlemevi’nde yaklaşık beÅŸ sene boyunca yapılmış gözlemlere göre düzenlenen bu katalog, diÄŸer kataloglarda olduÄŸu gibi kuramsal bilgiler içermez; yalnızca Yermerkezli sistemin ilkelerine uygun olarak belirlenmiÅŸ gezegen konumlarını gösterir tablolara yer verir.
Takiyüddin 1584 yılında İstanbul’da tamamlamış olduÄŸu Ceridetü’d-Dürer ve Haridetü’l-Fiker (İnciler TopluluÄŸu ve Görüşlerin İncisi) adlı baÅŸka bir yapıtında, son adımı atmış ve birim dairenin yarıçapını 10 birim almak ve kesirleri, ondalık kesirlerle göstermek koÅŸuluyla bir Sinüs - Kosinüs Tablosu ile bir Tanjant - Kotanjant Tablosu hesaplayarak matematikçilerin ve gökbilimcilerin kullanımına sunmuÅŸtur. EÄŸer Takiyüddin bu tabloları hazırlanırken birim uzunluÄŸu 10 birim olarak deÄŸil de, 1 birim olarak benimsenmiÅŸ olsaydı, bugün kullanmakta olduÄŸumuz sisteme ulaÅŸmış olacaktı.
Batı’da ondalık kesirleri kuramsal olarak tanıtan ilk müstakil yapıt, Hollandalı matematikçi Simon Stevin (1548-1620) tarafından Felemenkçe olarak yazılan ve 1585′de Leiden’de yayımlanan De Thiende’dir (Ondalık). 32 sayfalık bu kitapçıkta, Stevin, sayıların ondalık kesirlerini gösterirken hantal da olsa simgelerden yararlanma yoluna gitmiÅŸ ve ondalık kesirleri, uzunluk, ağırlık ve hacim gibi büyüklüklerin ölçülmesi iÅŸlemlerine de uygulamıştır. Ancak, De Thiende’de ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye uygulandığına dair herhangi bir bulgu yoktur. Bu durum, Takiyüddin’in yapmış olduÄŸu araÅŸtırmaların matematik ve astronomi tarihi açısından çok önemli olduÄŸunu göstermektedir. Takiyüddin cebirle de ilgilenmiÅŸ ve ikinci derece denklemlerinin çözümünde aritmetiksel yolu izlemiÅŸtir.
Takiyüddin baÅŸarılı çalışmalar sergilediÄŸi bir diÄŸer alan olan optik konusunda Göz ve Bakış Bahçelerinin Işığı Üzerine Kitap (Kitâbu Nur-i Hadakati’l-Ebsâr ve Nur-i Hadikati’l-Enzâr) adlı bir yapıt kaleme almıştır. Bu kitabın dikkat çekici yönü, temel dokusunun İslâm Dünyası’nda yaklaşık sekiz yüzyıl önce baÅŸlatılmış olan köklü ve baÅŸarılı optik çalışmalar sonucu elde edilmiÅŸ temel argümanlar, problemlerden oluÅŸturulmuÅŸ olmasıdır.
Öyle ki, elde edilen yüksek düzey, 17. yüzyıla kadar batıda güncelliÄŸini koruyan temel tartışmaların çerçevesini oluÅŸtururken, aynı ÅŸekilde, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda da bütün canlılığıyla etkinliÄŸini sürdürmüştür. Bu durumu anlamak ve anlamlandırmak zor deÄŸildir. Çünkü 17. yüzyıla kadar batıda optik konusunda egemen olan görüş İbnü’l-Heysem’in bir tür gelenek haline dönüşmüş olan görüşleridir. Bu görüşte temel olan düşüncenin iki boyutu vardır:
Optik problemlerin tam anlamıyla birer geometri problemine dönüştürülerek konunun geometrik olarak incelenmesi;
Problemin aynı zamanda nedensel olarak açıklanmasıdır. Ayrıca bu iki temel düşünce ayrıntılı ve çok ustalıklı olarak düzenlenmiş deneylerle de desteklenmiştir.
Bu tarz bir araÅŸtırma modeli çeviriler yoluyla batıya aktarılırken, doÄŸuda ise 14. yüzyılda Kemâlüddin el-Fârisi’nin OptiÄŸin Düzeltilmesi adlı ayrıntılı yorum kitabıyla daha yüksek düzeyli tartışmalara olanak ve zemin hazırlanmıştır. Daha sonra 1579 yılında bu kez Takiyüddin, hem İbnü’l-Heysem’in hem de Kemâlüddin el-Fârisi’nin çalışmalarına dayanarak Kitâbu Nûr’u yazmıştır.
Kitap bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Kitapta tartışılan temel konular, ışık, görme, ışığın göze ve görmeye olan etkisi ve ışıkla renk arasındaki ilişki, ışığın farklı ayna türlerinde uğradığı değişimler, yansıma kanunun deneysel olarak kanıtlanması, farklı ortamların ışık üzerine etkileri, ve kırılmadır.
Takiyüddin’in temel düşüncesini ışığın doÄŸrusal çizgilerde ancak küresel olarak yayıldığı savına dayandırmıştır. Bu tür bir ışık tasarımı İslâm Dünyası’nda konuya getirilmiÅŸ yeni bir bakış açısıdır ve bu bakımdan önem taşımaktadır.
Kitapta ele alınan diğer bir konu da yansımadır. Burada ışığın aynalarda uğradığı değişimler ve çeşitli aynalarda görüntünün nasıl oluştuğu deneysel olarak tartışılmıştır. Kırılma konusunda ise yoğunluğu farklı ortamlarda ışığın uğradığı değişimleri inceleyen Takiyüddin, yaptığı bütün deneysel ve matematiksel irdelemeler sonucunda, kırılma kanununu bulamamıştır. Fakat konuyu tamamen geometrik olarak ele alan, trigonometriyi işin içine sokmayan ve açılar arasında oranlar ya da eşitsizlikler kurmak yoluna dayanan değişik bir yaklaşım getirmeye çalışmıştır.
Takiyüddin aynı zamanda yetenekli bir teknisyendir. Güneş saatleri ve mekanik saatler yapmıştır. Cep, duvar, masa saatlerinin yanında astronomik saatlerle gözlem saatlerini anlattığı Mekanik Saat Yapımı adlı kitabı, Batı Dünyası da dahil olmak üzere, bu yüzyılda bu konuda kaleme alınmış en kapsamlı kitaptır.
Takiyüddin, ayrıca göllerden, ırmaklardan ve kuyulardan suları yukarı çıkarmak için çeÅŸitli araçlar tasarlamış ve bunları bir eserinde ayrıntılarıyla tasvir etmiÅŸtir. AraÅŸtırmalar, Takiyüddin’in aÄŸabeyi olan Necmeddin ibn Marûf’un da iyi bir bilim adamı olduÄŸunu ve özellikle astronomi ile ilgilendiÄŸini ortaya koymuÅŸtur.
Kâtip Çelebi : Türk bilim ve fikir adamı (1609-1657)
XVII. yy.da yaÅŸamış ünlü Türk bilim ve fikir adamlarından biri olan Kâtip Çelebi, Avrupalılarca Hacı Halife (Hacı Kalfa) adıyla bilinir. Asıl adı Mustafa’dır, İstanbul’da dünyaya gelen Kâtip Çelebi, bir süre medresede okuduktan sonra devlet hizmetine girdi, muhasebe servislerinde çalıştı, ordu ile birlikte birçok sefere katıldı. On yıl bu ÅŸekilde çalıştıktan sonra devlet hizmetinden ayrıldı; bir yandan bilimle uÄŸraşırken, bir yandan da devlet büyüklerinin çocuklarına özel ders vererek geçimini saÄŸlamaÄŸa çalıştı.
Eserleri
Kâtip Çelebi Arapça, Farsça, Latince biliyordu. Ayrıca Fransızca bilen bir dostunun aracılığıyla Fransızca eserlerden de yararlandı. Eserleri kendi devrinden baÅŸlayarak birçok yabancı dile çevrildi. En önemli eseri olan KeÅŸfüz-Zünun’u 20 yılda yazdı. 10,000 İslâm yazarının 14,500 eserini birer birer sayan ve içindekileri açıklayan bu bibliyografya sözlüğü, Alman bilgini Flügel tarafından Latince’ye çevrilerek 7 cilt halinde yayımlandı (1835-1858). Eserin bugünkü dille yeni bir çevirisi Milli EÄŸitim Bakanlığı’nca yayımlanmıştır (1941-1943). Kâtip Çelebi’nin eserlerinin çoÄŸu KeÅŸfüz-Zünun gibi Arapça yazılmıştır. DiÄŸer baÅŸlıca eserlerinin adlan ve konulan şöyledir:
- Cihannüma, Türkçe yazılmış coğrafya kitaplarının en önemlisidir. Batı dillerine de çevrilmiştir.
- Fezleke, 1592-1654 yıllarını kapsayan çok değerli bir Osmanlı tarihidir;
- Tuhfetül-Kibar, Türk-Osmanlı denizcilik tarihini anlatan değerli bir eserdir;
- Takvimüt-Tevarih, başlangıcından 1648 yılına kadar dünya tarihidir;
- Mizanül-Hak, Kâtip Çelebi’nin son eseridir. Taşıdığı pozitif düşünceler nedeniyle yazıldığı 1656 yılında ÅŸiddetli tartışmalara yol açtı. (İngilizce’ye çevrilmiÅŸtir.)
Hezarfen Ahmed Çelebi: Kendisi dünyada ilk kez uçmayı başaran Türk bilginidir. Onyedinci yüzyılda yaşadığı, 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan Dördüncü Murad zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir.
Evinde deneylerle uÄŸraşıp, çeÅŸitli konularda araÅŸtırmalar yapan Hazerfan Ahmed Çelebi, İsmail Cevheri adlı bir baÅŸka Türk bilginini örnek alarak, bugünkü hava taşıtlarının ilkel ÅŸeklini gerçekleÅŸtirmiÅŸti. KuÅŸların uçuÅŸunu inceleyerek tarihi uçuÅŸundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı’nda deneyler yapmış ve bir sabah kıyılarda biriken İstanbul halkının gözleri önünde, Galata kulesinden kendisini boÅŸluÄŸa bırakarak, kanatlarını hareket ettirerek boÄŸazı aÅŸmış ve Üsküdar semtine inmiÅŸtir.
Sarayburnu’ndaki Sinan PaÅŸa köşkünden bu durumu seyreden Sultan Dördüncü Murad, Ahmed Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiÅŸ, ancak bu derece bilgili ve becerikli bir adamın varlığından kuÅŸkuya düşerek onu Cezayir’e sürgün etmiÅŸtir. Ahmed Çelebi orada vefat etmiÅŸtir.
GELENBEVİ İSMAİL EFENDİ : (1730 - 1790) 1730 yılında ÅŸimdiki Manisa’nın Gelenbe kasabasında doÄŸan Gelenbevi İsmail efendi, Osmanlı İmparatorluÄŸu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail’dir. Gelenbe kasabasında doÄŸduÄŸu için ikinci adı onun bu doÄŸduÄŸu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır.
Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul’a gitmiÅŸtir. Burada, çok deÄŸerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlandı ve matematiÄŸini oldukça ilerletti. Müderrislik sınavına girerek kazandı ve 33 yaşında müderris oldu. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verdi.
Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit paÅŸa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli hasan paÅŸa’nın istekleri üzerine, KasımpaÅŸa’da açılan Bahriye Mühendislik Okulu’na altmış kuruÅŸla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönüyle bir rahatlık getirdi.
Bazı silahların hedefe vurmaması, padiÅŸah III. Selim’i kızdırmış ve Gelenbevi’yi huzura çağırarak ona uyarıda bulunmuÅŸtur. Hedefe olan uzaklığı tahmin ederek gerekli düzeltmeleri yapmış ve topların hedefe vurmalarını saÄŸlamıştır. Gelenbevi’nin bu baÅŸarısı padiÅŸahın dikkatini çekmiÅŸ ve padiÅŸah tarafından ödüllendirilmiÅŸtir.
Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz beÅŸ eser bırakmıştır. Türkiye’ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi’dir.
HÜSEYİN TEVFİK PAÅžA : Hüseyin Tevfik PaÅŸa (1832-1901) Vidin’de doÄŸmuÅŸ, genç yaÅŸta İstanbul’a gelmiÅŸ ve Askerî Okul’da okumuÅŸtur. Burada, matematik derslerindeki yeteneÄŸiyle Cambridge Üniversitesi’nden mezun olmuÅŸ olan matematik hocası Tahir PaÅŸa’nın dikkatini çekmiÅŸ ve Tahir PaÅŸa kendisine özel dersler vermiÅŸtir. Tahsilini bitirdikten sonra Harbiye’ye cebir hocası olarak atanmış, Tahir PaÅŸa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik PaÅŸa’ya kalmıştır. Harbiye’deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu’na da getirilmiÅŸtir. 1868′de Paris’teki Mekteb-î Osmanî’ye müdür muavini olarak gönderilmiÅŸ ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirilmiÅŸtir. Bu arada matematik bilgisini geliÅŸtirmek için üniversiteye de devam etmiÅŸ ve Paris’te kaldığı iki yıl boyunca bazı makaleler yayımlamış ve bilimsel toplantılara katılmıştır.
Hüseyin Tevfik PaÅŸa, 1872′de Amerika’daki bazı silah fabrikalarına ısmarlanan tüfeklerin imalatını ve ÅŸartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle Amerika’ya gönderilmiÅŸtir. 1878 yılına kadar Amerika’da kalmış ve bu süre içinde matematikle uÄŸraÅŸmıştır; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand’ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuÅŸtur.
Eserinin önsözünde şöyle söylemektedir: “Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton’a borçlu olduÄŸu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabülü görüp görmeyeceÄŸini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını ÅŸimdiden bilmiyorum”.
Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir:
“Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; halbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda deÄŸiliz”.
Hüseyin Tevfik PaÅŸa’nın bu eseri tercüme deÄŸildir ve konuya özgün katkı yapması açısından çok önemlidir.
Tevfik PaÅŸa’nın baÅŸka pek çok görevleri olmuÅŸ, Fransa ve Amerika’da kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce’yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiÅŸtir. Gazi Ahmed Muhtar PaÅŸa ve Yusuf Ziya PaÅŸa ile birlikte Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye’nin ve Dârüşşafaka’nın kurucularındandır. Burada matematik dersleri vermiÅŸ, yine bu sıralarda arkadaÅŸlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında “Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât” isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.
Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir.
KERİM ERİM : İstanbul Yüksek Mühendis mektebi’ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye’ye dönünce, bitirdiÄŸi okulda öğretim ü-yesi olarak çalışmaya baÅŸladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduÄŸu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalış-maya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı’na getirildi.
1940 - 1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne baÄŸlı Matematik Enstitüsü-’nün baÅŸkanlığını yaptı. Türkiye’de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaÅŸmasında ve çaÄŸ-daÅŸ matematiÄŸin yerleÅŸmesinde etkin rol oynadı. MekaniÄŸin matematik esaslara dayandırıl-masına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan iliÅŸkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim’in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ÅŸunlardır:
Nazari Hesap(1931), Mihanik(1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap(1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems(Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne - 1928)
MATRAKÇI NASUH : ( …. - 1564) Türk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. DoÄŸum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533′ü vermekteyse de, bunun doÄŸru olmadığı bugün kesinleÅŸmiÅŸtir. ÇeÅŸitli kaynaklarda onun 1547′den, 1551′den, 1553′ten sonra ölmüş olabileceÄŸi ileri sürülmektedir. YaÅŸamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doÄŸduÄŸuna, dedesinin devÅŸirme olduÄŸuna iliÅŸkin kesinleÅŸmemiÅŸ ipuçları vardır.
Enderun’da okumuÅŸtur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaÅŸ oyunu olduÄŸu bilinen “matrak” oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde “üstad” ve “reis” olarak tanınması için 1530′da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiÅŸ bir beratı da vardı. ÇeÅŸitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü’l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.
Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiÅŸtir. MatematiÄŸe iliÅŸkin iki kitabı Cemâlü’l-Küttâb ve Kemalü’l- Hisâb ile Umdetü’l-Hisâb’ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padiÅŸaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.
Nasuh bir tarihçi olarak da önemli yapıtlar vermiÅŸtir. Mecmaü’t-Tevârih adıyla Taberî Tarihi’ni Türkçe’ye çevirmiÅŸtir. Ayrıca Tarih’i Sultan Bayezid ve Sultan Selim ile Tarih’i Sultan Bayezid adlı iki kitabında bu padiÅŸahlar dönemindeki olayları anlatmıştır. Süleymannâme adlı kitabının üç ayrı nüshasında 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 arasında geçen olayları ele almıştır. Kanuni’nin 1534 Irak seferini Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han’da 1538 KaraboÄŸdan seferini!de Fetihnâme-i KaraboÄŸdan’ da konu etmiÅŸtir. Nasuh 28 Nisan 1564′te öldü.
SALİH ZEKİ : (1864 - 1921) XIX. yüzyılın ikinci yarısında yetiÅŸmiÅŸ, deÄŸerli eserler vererek, 57 yaşında hayata gözlerini kapamış, bir ilim ve fikir adamıdır. Salih Zeki Bey, 1864 yılında İstanbul’da doÄŸmuÅŸtur. Ortaöğrenimini Darüşşafaka’da görmüş, yüksek öğrenimini Paris’te elektirk mühendisliÄŸi bölümünü bitirmiÅŸtir.
Salih Zeki, Darüşşafaka ve Mühendis Mektebi’nde matematik ve fizik dersleri okutmuÅŸtur. Daha sonraki çalışmalarının tümünü üniversiteye vermiÅŸtir. Bugünkü gerçek üniversitenin kurucusu salih Zeki’dir. Türkiye’ye, matematik, fizik ve fen derslerini batılı yöntemleriyle ilk getiren odur. Birçok gazete ve dergide çıkan güzel yazılarıyla Türk gençliÄŸini edebiyat kadar matematiÄŸe yönelten ve matematiÄŸi sevdiren yine o olmuÅŸtur.
Salih Zeki, aydın fenciler silsilesinin en dikkate deÄŸer son halkasıdır. İlk ve ortaöğrenimin ihtiyacı olan matematik, geometri, cebir, astronomi, trigonometri ve fizik kitaplarından baÅŸka binlerce sahifeyi bulan, yüksek seviyedeki Darülfünun ders kitapları yazmış; felsefi konularda telif-tercüme eserler bırakmış, bilim tarihi ile ilgili incelemeler yayınlamış, bizzat Mizan-ı Tefekkür adlı bir matematik kitabı yazmış, anıt bir eser olarak Kamus-ı Riyaziyat’ı hazırlayarak bunun ilk cildini yayınlamıştır.
AHMET FERGANİ : 9. yüzyılın baÅŸlarında dünyaya geldiÄŸi kabul edilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ahmet Ferganî, çağının bilim ve kültür merkezlerinden olan Türkistan’ın Fergana bölgesindendir. Bilim ve kültür tarihimizin birinci elden kaynakları olan tezkireler (biyografik eserler)de doÄŸum tarihi ile ilgili bir bilgi bulunmamakla birlikte kendisi gibi bir astronom olan babasının adının Muhammed, dedesinin ise Kesir olduÄŸu kayıtlıdır.
Ahmet Ferganî, ilk öğrenimini ünlü bilginlerin yetiÅŸtiÄŸi Fergana’da yaptı ve büyük bir ihtimalle astronomi konusundaki bilgilerini babasından aldı. Belli bir seviyeye geldikten sonra da mevcut bilgilerine yeni bilgiler katmak amacıyla da, çağının bilim, kültür ve aynı zamanda halifelik merkezi olan BaÄŸdat’a geldi. Ömrünün yarısına yakınını burada geçiren Ferganî, kısa sürede matematik ve astronomi konularındaki bilgisini BaÄŸdat bilim çevresine kabul ettirip, bilimin geliÅŸmesine olan katkılarıyla bilim tarihinde adlarından övgüyle bahsedilen Abbasi halifelerinden Me’mun ve el-mütevekkil döneminin en ünlü bilginleri arasına girdi
861 yılında halife el-Mütevekkil tarafından Nil ırmağı kıyısında yapılan ölçüm iÅŸlerini yürütmesi için Mısır’a gönderilen Ferganî’nin, bundan sonraki yaÅŸamı bilinmiyor.
MOLLA LÜTFİ : (? - 1495)
İ15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Beyazıd dönemlerinde yaşamış meşhur matematikçilerdendir. Sinan Paşa’nın ve Ali Kuşçu’nun talebesi olmuş, Ali Kuşçu’dan öğrendiği matematik bilgilerini Sinan Paşa’ya aktarmıştır. Böylece Sinan Paşa, onun vasıtasıyla matematik öğrenmiştir. Sinan Paşa’nın tavsiyesiyle, Fatih, Molla Lütfi’yi, özel kütüphanesinin müdürlüğüne getirmiştir. Molla Lütfi, bu sayede pek çok değerli kitaptan değişik bilimleri öğrenme fırsatına sahip olmuştur. Sinan Paşa, Fatih tarafından Sivrihisar’a sürülünce, Molla Lütfi de hocası ile birlikte gitmiş, Sultan II. Beyazıd’ın tahta çıkmasının ardından hocasıyla birlikte İstanbul’a dönmüştür. Önce Bursa’daki Yıldırım Beyazıd Medresesi’nde, sonra Filibe’de ve Edirne’de medrese hocalığı yapmıştır.
Molla Lütfi, çevresindeki devlet erkanına ve bilginlere latife yaparak onları eleştirdiğinden, çoğu kimse tarafından sevilmezdi. Fatih Sultan Mehmet’le bile iki arkadaş gibi şakalaşırdı. Kendisini çekemeyen bazı kimselerin, dinsizlik suçlamaları nedeniyle kovuşturmaya uğradı ve Sultan Beyazıd döneminde idam edildi. Ölümü üzerine pek çok kimse yas tutmuş, tarihler düşmüş ve şehit sayılmıştı.
Molla Lütfi’nin, çoğu Arapça olan eserleri 17. yüzyıla kadar elden düşmemiştir. Taz’ifü’l-Mezbah (Sunak Taşının İki Katının Bulunması Hakkında) adlı kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölümde kare ve küp tarifleri, çizgilerin ve yüzeylerin çarpımı ve iki kat yapılması gibi geometri konuları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise meşhur Delos problemi incelenmiştir. Molla Lütfi’nin, bu problemi, İzmir’li Theon’un eserinden öğrendiği anlaşılmaktadır. İzmir’li Theon, İskenderiye kütüphanesinin müdürü Eratosthenes’e atıfla, Delos adasında büyük bir veba salgını çıkınca, ahalinin, Apollon rahibine müracaat ederek bu salgının geçmesi için ne yapmak gerektiğini sorduklarında, rahibin tapınaktaki sunak taşını iki katına çıkarmalarını tavsiye ettiğini, böylece kolaylıkla çözülemeyecek bir matematik problemi ortaya çıkmış olduğunu yazar. Mimarlar bu işi başaramıyınca, Platon’un yardımını isterler. Platon, rahibin sunak taşına ihtiyacı olduğundan değil, Yunanlılara matematiği ihmal ettiklerini ve küçümsediklerini söyleme maksadında olduğunu bildirdikten sonra, problemlerin orta orantı ile çözüleceğini ifade etmiştir. Molla Lütfi, işte bu hikayeye dayanarak eserini yazmıştır. Kitabında, küpün iki kat yapılmasının, yanına başka bir küp ilave etmek demek olmayıp, onu sekiz defa büyütmek demek olduğunu açıklar. Molla Lütfi Mevzuatü’l Ulüm (Bilimlerin Konuları) adlı eserinde de yüz kadar bilimi tasnif etmiştir.
ULUÄž BEY : (1393 - 1449)
Türk matematikçilerinden birisi olan UluÄŸ Bey, Timur’un erkek torunlarından hükümdar olanlardan birinin oÄŸludur. Asıl adı Mehmet’tir. Fakat o, daha çok UluÄŸ Bey adı ile ünlü olmuÅŸtur. 1393 yılında Sultaniye kentinde doÄŸmuÅŸtur. Timur’un öldüğü sıralarda UluÄŸ Bey Semerkant’ta bulunuyordu. Semerkant ve Maveraünnehir, Mirza Halil Sultan’ın saldırısı ve iÅŸgali üzerine babasının yanına gitmek zorunda kalmıştır. Babası buraları yeniden yönetimine alarak on altı yaşında olan UluÄŸ Bey’e yönetimini bırakmıştır. UluÄŸ Bey, bu tarihten sonra, hem hükümeti yönetmiÅŸ ve hem de öğrenimine devam etmiÅŸtir.
UluÄŸ Bey, bilgin ve olgun bir padiÅŸahtı. BoÅŸ zamanını kitap okumak ve bilginlerle ilmi konular üzerinde konuÅŸmakla geçirirdi. Tüm bilginleri yöresinde toplamıştı. UluÄŸ Bey, dikkatlice okuduÄŸu kitabı kelimesi kelimesine hatırında tutacak kadar belleÄŸi vardı. Matematik ve astronomi bilgileri oldukça ileri düzeydeydi. Bir söylentiye göre, kendi falına bakarak, oÄŸlu Abdüllatif tarafından öldürüleceÄŸini görmüş ve bunun üzerine oÄŸlunu kendisinden uzak tutmayı uygun görmüştür. Baba ile oÄŸlu arasındaki bu soÄŸukluk, UluÄŸ Bey’in küçük oÄŸluna karşı olan yakınlığı ile daha da ÅŸiddetlenmiÅŸ ve sonunda UluÄŸ Bey’in korktuÄŸu başına gelmiÅŸtir.
UluÄŸ Bey, Semerkant’ta bir medrese ve bir de rasathane yaptırmıştır. Kadı Zade bu medreseye baÅŸkanlık etmiÅŸtir. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, alim ve ustaları Semerkant’a çağırmıştır. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle süsletmiÅŸti. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiç bir harcamadan kaçınmamıştır. Bu gözlemevinde yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiÅŸtir.
Gözlemevinin yönetimini Kadı Zade ile CemÅŸid’e vermiÅŸtir. CemÅŸid, gözlemlere baÅŸlandığı sırada ve Kadı Zade de gözlemler bitmeden ölmüştür. Gözlemevinin tüm iÅŸleri o zaman genç olan Ali Kuşçu’ya kalmıştır. Bu gözlem üzerine UluÄŸ Bey, ünlü Zeycini düzenlemiÅŸ ve bitirmiÅŸtir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doÄŸuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuÅŸtur. Zeyç Kürkani bazı kimseler tarafından açıklanmış ve Zeyç’in iki makalesi 1650 yılında Londra’da ilk olarak basılmıştır. Avrupa dillerinin birçoÄŸuna, çevrilmiÅŸtir. 1839 yılında cetvelleri Fransızca tercümeleriyle birlikte, asıl eser de 1846 yılında aynen basılmıştır.
Zeyç Kürkani’nin asıl kopyalarından biri Irak ve İran savaÅŸlarından sonra Türkiye’ye getirilmiÅŸ ve halen Ayasofya kütüphanesindedir. Bir hile ile oÄŸlu Abdüllatif tarafından 1449 yılında öldürülmüştür.
_______________________________________________________________________
Gökbilimciler
ALİ KUŞCU (? - 1474)
Osmanlı gökbilmicisi olan Ali KuÅŸcu UluÄŸ Bey’den ve Kadızade Rumi’den dersler almıştır. Öğrenimini Kirman’da tamamlayarak uluÄŸ Bey’in gözlemevinin yöneticiliÄŸine getirilmiÅŸtir ve yıldızların hareketlerini, yerlerini gösteren cetvelin hazırlanmasına yardımcı olmuÅŸtur. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbulu almasından sonra Ayasofya medresesinde ders vermiÅŸtir. “Gökbilim Risalesi” adlı bir kitabı ve “Sorunların KeÅŸfinde Tılsımların En DeÄŸerlisi” isimli bir ansiklopedi yazmıştır.
ÇAĞMİNİ, MAHMUD BİN MUHAMMED BİN ÖMER EL HARİZMİ (? - 1221)
Türk gökbilimcisi. İran ve Irak’taki gözlemevlerinde çalışmış olan El Harezmi döneminin en önemli gökbilimcilerinden birisidir. Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulan “Gökbilime İliÅŸkin Özet Kitabı” adlı kitabının yanı sıra “Yıldızların Güçleri ve Zayıflıları” adlı bir kitabı daha vardır.
HARİZMİ (780 - 850)
Dünyanın en büyük oniki filozofu arasında sayılan Harizmi Türk asıllı olup BaÄŸdat civarında yaÅŸadığı tahmin edilmektedir. Hazimi gökbilimi konusunda “Ziyc’ül Harizmi”, “Kitab al-amal bi’l Usturlab” ve “Kitap’ül Ruhname” adlı kitaplar yazmıştır. Ayrıca, Halife Memun’un isteÄŸi üzerine yerin ve gökyüzünün haritasını içeren bir atlasın hazırlanmasına da katkıda bulunup “Kitab’üs Suretü’l Arz” isimli eserini bu atlasa ek olarak hazırlamıştır.
MİRİM ÇELEBİ, MAHMUD BİN MUHAMMED (? - 1525)
Osmanlı gökbilimcisi ve matematikcisi. Beyazid II’nin eÄŸitmenliÄŸini yapmış ve UluÄŸ Bey’in Zic’ine bir açıklama olan “Çetvelin Düzeltilmesi ve Çalışma Klavuzu” adlı kitabı yazmıştır. Mirim Çelebi, Batlamyos’un 1400 sene hiç itirazsız kabul edilen Dünya merkezli kainat sistemi görüşünü Kopernikten 20 yıl önce yıkma çalışmalarına baÅŸlamış fakat teorisini açıklamaya ömrü yetmemiÅŸtir.
NASİRÜDDİN TUSİ (1201 - 1274)
Türk-İslam ilim dünyasının, özellikle gökbilimi ve bugünkü modern geometrinin gerçek önderidir. DoÄŸu ve Batı ilim dünyasında “Maraga Rasathanesi” diye bilinen rasathaneyi kurmuÅŸtur. “Ziyc’i İlhani” (İlhani Yıldız KatoloÄŸu) onun baÅŸkanlığında hazırlanmıştır.
SABİT BİN KURRA (821 - 901)
Oklid Elementler adlı eserine yazdığı ÅŸerh dolayısıyla batı bilim dünyasında “Türk Öklidi” olarak tanınan ve bugünkü Elemanter Acometrenin gerçek önderi olan Sabit Bib Kurra Harrran’da (Urfa) doÄŸmuÅŸtur.
TAKİYÜDDİN (1526 - ?)
Osmanlı gökbilmicisi ve matematikcisi. UluÄŸ Bey’in Zic’inin düzeltilmesiyle görevlendirilmiÅŸtir. Yeni bir Zic hazırlayabilmek için Tophane sırtlarında bir gözlemevi yaptırdıysa da bu gözlemevi yıktırılmıştır. Gözlemlerde kullanılmak için birçok alet yapan (yıldızların yüksekliÄŸini ve açıklığını ölçen bir alet, yıldız tutulumunu ölçen bir alet vb.) Takiyüddin “Hükümdarların Zayiçesi İçin Gözlem Aygıtları” adlı bir kitap yazmıştır.
______________________________________________________________________
Türk ve Müslüman Bilim Adamları Hakkında Özet Bilgiler
Abdüsselam : ( 1926 - 19 ) Pakistanlı Fizik Bilgini İlk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı.
Ahmed Bin Musa : ( 10 yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.
AkÅŸemseddin : ( 1389 - 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet’ in Hocasıdır
Ali Bin Abbas : ( ? - 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.
Ali Bin İsa : ( 11 yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.
Ali Bin Rıdvan : ( ? - 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.
Ali Kuşçu : ( ? - 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir.
Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.
Battani : ( 858 - 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.
Beyruni : ( 973 - 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb’un KeÅŸfinden 500 sene önce bildirmiÅŸtir. Matematik, Jeoloji, CoÄŸrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.
Bitruci : ( 13 yüzyıl ) Kopernik’e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.
Cabir Bin Eflah : ( 12 yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.
Cabir Bin Hayyan : ( 721 - 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.
Cahiz : ( 776 - 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.
Cezeri : ( 1136 - 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..
Demiri : ( 1349 - 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir … Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.
Dinaveri : ( 815 - 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.
Ebu Kamil Şuca : ( ? - 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.
Ebu’l Fida : ( 1271 - 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coÄŸrafyacıdır.
Ebu’l Vefa : ( 940 - 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.
Ebu Maşer : ( 785 - 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.
Evliya Çelebi : ( 1611 - 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.
Farabi : ( 870 - 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.
Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 - 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padiÅŸahtır fatihin kendi icadı olan ve adı “ÅŸahi” olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..
Fergani : ( 9 yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.
Gıyasüddin Cemşid : ( ? - 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.
Harizmi : ( 780 - 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa’ ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleÅŸtiren Bilgin.
Hasan Bin Musa : ( - ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..
Hazini : ( 6 - 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.
Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.
Huneyn Bin İshak : ( 809 - 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.
İbni Avvam : ( 8 yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.
İbni Battuta : ( 1304 - 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.
İbni Baytar : ( 1190 - 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.
İbni Cessar : ( ? - 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.
İbni Ebi Useybia : ( 1203 - 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.
İbni Fazıl : ( 739 - 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.
İbni Firnas : ( ? - 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.
İbni Haldun : ( 1332 - 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.
İbni Hatip : ( 1313 - 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.
İbni Havkal : ( 10 yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.
İbni Heysem : ( 965 - 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.
(Ortaçağın yetiÅŸtirdiÄŸi en büyük İslam fizikçisi İbn Heysem’dir (965-1040) Batılıların Alhazen adıyla tanıdıkları Ebu Ali el-Hasen ibn-Heysem’dir.965′te Basra’da doÄŸdu;asıl büyük araÅŸtırmalarını Fatimilerden El-Hakim zamanında Mısır’da yaptı. Kahire’de 1040′da öldü. İbn Heysem, büyük bir fizikçi olduÄŸu kadar matematikçi ve filozoftu, ışık konusu idrak ruhiyatındaki araÅŸtırmaları onu şüpheciliÄŸe götürdü.
Işık konusuna ilişkin olan Kitab-ül-menazır ’ı yalnız Doğu’da değil, daha sonra birçok Latince çevirileriyle Batı’da Roger Bacon ve Witello’nun fizik araştırmaları üzerinde etki yapmıştır. Eskilerin sandığı gibi ışığın gözden çıkıp eşyaya gitmek suretiyle görme fiilinin olmadığını, tam tersine eşyadan bize ışğın gelmesiyle gördüğümüz (s: 270) öngörüsünü yerleştirdi.Gözün ilk ilmi tavsifini yapan odur. Seleflerinden çok daha ilme ve gerçeğe yakın olan bir görme telakkisi vardı. Hava içerisinde kırılma olayına ilişkin dahice araştırmalar yaptı. Tek ve çift gözle görmeyi tefsir eden bilimsel açıklamalar verdi. Karanlık bir odayı ışığın davranışlarını inceleme araştırmalarında ilk kez kullandı. İbn Heysem’in Kitab-ül menazır’ı sonradan Kemaleddin Ebu’l Hasan Farisi (öl: 1320) tarafından şerh edilmiş ve tamamlanmıştır. Onun çalışmaları özellikle üstadı tarafından temelleri atılmış olan küresel bir yüzeyde kırılma ve yansıma, karanlık oda vb. deneyleridir.
İbn Heysem’in Orta Çağ’da Latinceye çevrilmiÅŸ birçok eseri vardır. Enrico Narducci’nin eseri (1871′de İtalyanca yayımlanmış) bu çeviriler hakkında zengin bilgi verir. Büyük Batı fizikçilerinin yetiÅŸmesinde bu çevirilerin doÄŸrudan doÄŸruya etkisi olmuÅŸtur. Roger Bacon, onu üstad diye tanımakla birlikte bazı noktalarda aÅŸmaya çalışır. Fakat John Pecckam’ın (1813-1874; H1228-1291) Perspectiva communis’i İbn Heysem’in yetersiz bir özetinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Witello da üstadını asla aşmış değildir. Bütün araştırmaları İslam aliminin uğraştığı olayların sınırını geçmediği gibi yöntemine de hiçbir yenilik getirmemiştir Bununla birlikte onlar Batıda modern fizik araştırmalarına başlangıç sayılabilir. Alimin bir de Menazil-ül-hikme adlı eseri vardır ki burada çekimden, sukut hadiselerinden, yoğunlaşma ve havanın yoğunluğundan söz eder.New York Üniversitesinden Draper’e göre İbn Heysem’de evrim fikirinin ilk tohumları sezilmektedir.
(H.Z.Ülken, İ. Düşüncesi, s: 270-271) )
İbni Karaka : ( ? - 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.
İbni Macit : ( 15 yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.
İbni Rüşd : ( 1126 - 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.
İbni Sina : ( 980 - 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör’ e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teÅŸhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.
İbni Türk : ( 9 yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.
İbni Yunus : ( ? - 1009 ) Galile’den önce sarkacı bulan astronom.
İbni Zuhr : ( 1091 - 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa’da eserleri ders kitabı olarak okutuldu.
İbnünnefis : ( 1210 - 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.
İbrahim Efendi : ( 18 yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.
İbrahim Hakkı : ( 1703 - 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.
İdrisi : ( 1100 - 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.
İhvanü-s Safa : ( 10 yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.
İsmail Gelenbevi : ( 1730 - 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden.
İstahri : ( 10 yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.
Kadızade Rumi : ( 1337 - 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.
Kambur Vesim : ( ? - 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch’dan 150 sene önce keÅŸfeden ünlü doktor.
Katip Çelebi : ( 1609 - 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.
Kazvini : ( 1203 - 1283 ) Ortaçağın Herodot’u müslümanların Plinius’u , astronom ve coÄŸrafyacı bilgin.
Kemaleddin Farisi : ( ? - 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.
Kerhi : ( ? - 1029 ) İslam Matematikçilerinden.
Kindi : ( 803 - 872 ) İbni Heysem’e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.
Kurşunoğlu Behram : ( 1922 - ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır
Lagarî Hasan Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.
Macriti : ( ? - 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.
MaÄŸribi : ( 16 yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . MaÄŸribinin eseri olan Tuhfetü’l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diÄŸer geometrik ÅŸekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiÅŸtir.
Maaşallah : ( 72? - 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.
Mes’ûdi : ( ? - 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coÄŸrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluÅŸ sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel deÄŸirmenlerinin de müslümanların icadı olduÄŸu anlaşılmıştır.
Mimar Sinan : ( 1489 - 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.
Muhammed Bin Musa : ( 9 yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.
Mürsiyeli İbrahim : ( 15 yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.
Nasirüddin Tusi : ( 1201 - 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.
Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.
Ömer Hayyam : ( ? - 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.
Piri Reis : ( 1465 - 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coÄŸrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb ‘dan önce bilen ünlü denizci.
Razi : ( 864 - 925 ) KeÅŸifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa’ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.
Sabit Bin Kurra : ( ? - 901 ) Newton’ dan çok önce diferansiyel hesabını keÅŸfeden bilgin. Dünyanın çapını doÄŸru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.
Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 - 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.
Seydi Ali Reis : ( ?-1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.
Şemsettin Halili : ( ?-1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.
Şihabettin Karafi : ( ? - 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.
Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 - 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.
Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.
Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..
Zerkali : ( 1029 - 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.
__________________________________________________________________________
RSS


Türk Bilim Adamları yazisina 80 yorum yapildi.
Yorumlari RSS ile Takip edin veya geri izleme yapin.valla çok sağolun dersim vardı teşekkürler
bu siteyi çok seviyorum teknoloji tasarım dersi için çok önemli yerler var… MUHTEÅžEM
ya ödevime çok yardımcı oldunuz teşekkürler!:)
ya gerçekten bir sürü ödevim vardı yardımcı olduğunuz için binkere teşekkürler..
ya bu site cok süper yardımcı oldugunuz icin tşk eyi vallah
çok teşekkür ederim türkçe ödevime çok yardımcı oldunuz msn adresim simge-ay@mynet.com
teşekkürler ederim
tek kelimeyle inanılmaz ben beş on tane bilimci bulurum dıyodum 60 dan fazla cıktı valla cok tesekkur ederim
çok güzel. bana çok yardımcı oldunuz..
güzel bi site ama aradığımıda bulabildim ama güzel
çok güzel bi sete ödevime yardımcı oldu
bravo!çok güzel bir siteniz var:)tam istedigim şeyi buldum.başarılarınınzın devamını dilerim
tek kelimeyle muhteÅŸemmm
teşekkürler, güzel bir derleme olmuş.
güzel olmuş ama ben burdan yazmadım bilseydim bu siteyi yazardım binden fazla bilim adamı var güzel
Allah Sizden Razı Olsun Ne Diyim Ellerinize Sağlık Teknoloji Tasarım Öğretmenim İstemişti Saolun
Gerçekten harika yaaaaaa ödevim için işe yaradı!!!!!!
ÇOK GÜZEL BİR SİTE BU YA.
ben googleye ali kuşçu bilim adamını yazmıştım ama siz web sayfasına ahmed cevdet paÅŸayı da yazmışsınız. ama yinede iyi yapmışsınız. ödevimde ahmed cevdet paÅŸa’nın hayatını da arastırmamız yazıyor. tesekkürler
bilim adamlarının hayatını arastırdığınız için teşekkürler
gerçekten çok işime yaradı ve süperdiii
ya bu site cok işime yaradı en cok türkce dersime iyki yapmısınız.
bu site gerçekten çok güzel ve bu sayfa türkçe ödevime gerçekten çok yaradı elerinize saÄŸlık çoooook güzel bir site………..
ay çok saolun sınaım vardı bu soruda takılmıştım öğretmen bu sorunun yani bir soru vr onnu geleceğini söledi yazılıda elim ayağım bir birine dolan dı gerçekten de süper bir site çok bilgilendirici:Dyapanın çok çok ellerine sağlık çok işime yaradı
çOOOOOOOOOOOOOOOOOOOk ama çOOOOOOOOOOOOOOOOOOk
saolun:D
Walla sosyal dersi performans ödevi saolun
teşekkürk ederim tek kelime ile harika bir bilgi artık herkes ohhh!! beee desin
çok güzel olmuş:)) ama ilk türk tarihçisini arıyorum anlayamadım hangisi??yardım edermisiniz??
ya benim sorum 2 tane onları cvplarsanız süper olur
1)türk islam devleti döneminde yazılmış eserler ve onların yazarları
2)emeviler ve abbasiler döneminde yetişmiş bilim adamları ve hangi alanlarda eser verdikleri
ŞİMDİDEN TEÅžEKKÜRLER AMA BU SORULARI CVPLARSANIZ ÇOK İYİ OLUCAK…….:-)
didem beni tanıdın mı ben asena sınıf arkadaşın ya ben bulamadımmmm nerde yazıyo soruyu yazdım kim ki arkadaÅŸlar yardımcı olurmusunuz benim yazılı var sorular zormuÅŸ öğretmen dedi…….
bana türk islam bilginlerini gönderin lütfen çok acele lütfen .
yaaaaaa lütfen göderin yarına performans ödevimi yetiştirmem lazım yaaaaaaa yarına kadar bilgisayarda olucam lütfennnnnnnnnnn
çok saolun çok yardımcı oldunuz
ya çok sağolun çok işime yaradı tarih ödevimi yapmam kolaylastı sağolun
çoooooooooook güzel bir site saolun
hiç bişey bulamadım yaaaa
yha çok yardımınız dokun du ama ingilizceye çevrilmişi olsaydı keşke
ya bu site süper bişeymiş vallaha iyikide bu siteyi buldum çok tşk ederim
yaaaa bu site harika çokkkkkkkkkkkkkkkk teşekkürler
ya hiç güzel değil çok uzun keşke kısa olsa
çok güzeldi çok teşekkür ederim
msn bekir_nergi_06_@hotmail.com
ÇOK SAÄžOLUN İŞİM ÇOK ZORDU. GERÇEKTEN ÇOK SEVİNDİM…..
SAÄžOLUN SİZ BİRTANESİNİZ KİM YAPTIYSA ELİNE SAÄžLİK…………………………
HER ŞEY İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ TABİİ GÜZEL BİR NOT ALIRSAK:):)
çok güzel bi site ÅŸimdiden teÅŸekkürler…. bu siteyi kim hazırladıysa ona teÅŸekkür eder baÅŸarılarının devamını dilerim….
çok güzel bir site. tek kelimeyle süper
tebrikler güzel bi sete yapmışsınız
çok tşkler edrim sosyel ödevi vardı burdan yaptım tşkr edrim sagolun;)
çok güzel ama uzun:s
bela vursun size biz burda 2 saattir ödew araştırıyoz napayım ölmüş adamın hayatını tarihimi öğreneyim derken şimdiki zamanı kaybettim olmuoooo amaaaa
sosyal ödewim için çok yardımcı oldunuz gerçekten çok teÅŸekkür ederim…
hocam yine ben melike 6/a dan burda her istedigim bilim adamını buluyorum sagolun yha süper olmuş valla
çok teşekkürler çok yardımcı oldu
sürüsüyle ödevim vardi yardımcı olduÄŸunÄŸz için tÅŸk.6 ya gidiyorum msn supperipek@…..
çok işime yaradı vallahı çok tesekkür ederim
defalarca yazmak içimden geliyor çoooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooook güzel bir site bu siteyi kim hazırladıysa çok güzel hazırlamış çok tesekkür erderim
çok gözel bir site sevdim sizi heheheheheh
ya kardeÅŸ bunu dünya’nın ÅŸekli ile ilgili görüşler yapan bilim adamları yap herkez ona girer nolur.
ölesine dolaşırken buldum bu siteyi ödevi olanlar için güzel bi site olmuş olmayanlarında kendini gelişitrebilecegi bi site tabiki de paylaşm için saolun:D
bana çok yardımcı oldunuz
sita güzelllll mavikelebek_mavikelebek_95@hotmail.com ekleyebilirsiniz ben izmirliyim lütfen izmirliler eklesin
BU SİTE ÇOK İŞİME YARADI BENİ ÇOK DÜŞÜK BİR NOT ALMAKTAN KURTARDINIZ BU SİTENİN KURUCULURINA ÇOK TEŞEKÜRLER
aradığım şeyi bulamadım ama içerikli bir site.siteyi sewdim
ya benim ilacın tarihçesini bulamadım biran önce bilenler haber wersin n’olur yaaa
valla çok beğendim bu sitemi çok işime yaradı bu bilgiler çok SAĞOLUN
çok ii BİR SİTE ÇO TEŞEKKÜRLER KURUCULARINA
ya gerçekten çok ii bir site valla aradığımı hemen buldum çok ŞAĞOLUNN BÜTN ARKADAŞLARIMA BU SİTEYİ ÖNERCEM BU ARADA TÜM ÇOCUKLARIN BAYRAMI KUTLU OLSUN
yaw baba yardımcı olmadınız.kaç sayfa yaw bu bunların yarımşar sayfalık özeti yoq mu?
çok sıkıcı bir konu.hiç yapmak istemiyorum ama yinede yardımcı oldugunuz için thank you hocamada teessüf ederim
bana çok yardımcı oldunuz güzel bir site ödevden güzel not alırsam size çok teşekkür edicem sağolun teşkür
AYYYY ÇOK KOTU OLDUM KISA BILGİLER COK CIKARTIYIM DEDİM KOPYLARKEN CANIM SIKILDI ANLA ARTIK HALİMİ:-)
walla sitenizi müthş blduk prformans ödevi için btn aradklarımın hpsi vardıııı:D:D:D:D
mkemmel…… ama bazı yerler çk kısa bazı yerlr ise çk UZUNNNNN
bilgiler uzun ve güzel değil değil kısa ve öz olmasını tercih ederim ve az bilim adamları var
siteniz süper
abi süper ya
Bu siteyi hiç beÄŸenmedim haberiniz olsun.Aradığım hiç birÅŸeyi bulamıyorum.Ama yine de saolun diÄŸer arkadaÅŸlarımıza yardım ettiÄŸiniz için.iyi çalışmalar…
çok güzel olmuş sosy. performans ödevimi hallettim sağolun
süpersiniz çok sağolun ya, çok yardımcı oldunuz.
valla süpersiniz bravo hep buraya bakıcam bundan sonra
site süper. bu siteyi yapandan allah razı olsun
sosyal performans ödewimi zewkle yaparım çünkü ödewim kolaylaştı.:d
süper bi site saolun
msn: aleyna_prenses_4114@hotmail.com
Sizde yorumunuzu yazin..