Dost, zor zamanlarda el uzatmakta tereddüt etmeyendir…

İnsanların en zor sahip olduğu dostlarıdır. Arkadaş bulursun ama bunların içinden dost çıkarmak kolay değildir. Dost, sana ihtiyacım var dediğinizde, ne işi diye sormayıp, hemen geliyorum diyendir.Dost, seni hüzünlü gördüğünde ne oldu diye sorgulamadan, göz yaşını silendir. Dost, ben gidiyorum dediğinizde, nereye diye somayıp kolunuza girendir.

Bu gün dostluk üzerine dinlediğim bir hikayeyi, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Baba ve oğul kendi aralarında dostlarını konuşurlar.

OÄŸul, “Baba ! Senin dostun gibi, benim de dostlarım var.” der.

Baba hemen itiraz eder ve der ki;

“Evlat, gerçek ve samimi dost, çok sayıda olmaz. Ya bir tanedir, ya da iki.”

Bu konuşma, tartışmaya dönüşür ve uzayıp gider. Sonunda bir imtihan yapmaya karar verirler, geçek dostları bulmak adına. Bir sonraki akşam, ağıldan bir koyun seçer ve keserler. Olduğu gibi bir çuvalın içine koyarlar. Çuvalın her yanından kanlar sızmaktadır.

Baba “Evladım, ÅŸimdi bu çuvalla dost bildiÄŸin insanların evine gideceksin ve kapılarını çalacaksın. Çuvalı gördüklerinde gösterdikleri tavır, dost olup olmadıklarını gösterecektir. İşin rast gelsin.” der.

Oğul yola düşer ve en güvendiği dostum dediği arkadaşından başlayarak tüm arkadaşlarını dolaşır, elinde altından kan sızan çuvalla. Her gittiği yerde önce hoş geldin derler ama elindeki çuvalı farkedip, altından kanlar döküldüğünü görünce kapıyı yüzüne çarparlar. Her gittiği yerde gördüğü bu tavır, delikanlıyı alt üst eder. Canı sıkılır ve evin yolunu tutar.

Boynu bükük halde evin kapısında belirince, babası ” HoÅŸ geldin oÄŸlum, neler oldu? ” der.

Delikanlı, hüzünlü biçimde;

“Baba, hiç dostum yokmuÅŸ!” der.

Oğlunun halini gören baba, çok üzülür ama hayat dersini vermek adına;

“Åžimdi al bu çuvalı eline ve benim dostum dediÄŸim arkadaşıma götür, sonrada olanları gel bana anlat.” der.

Delikanlı alır çuvalı, düşer yola ve babasının dostunun kapısını çalar. Adam kapıda delikanlıyı görür görmez, hiç bir şey demeden hemen içeri alır ve çuvalı görünce de geçerler arka bahçeye bir çukur kazarlar ve çuvalı hiç açmadan olduğu gibi çukura gömer, üstünü de örterler. Adam, delikanlı orda iken, gider sarımsak getirir evden, bunları çuvalı gömdükleri toprağın üstüne diker.

Delikanlı bu durumdan çok mutlu bir şekilde, babası ile bir an önce paylaşmak adına uçar gibi döner eve. Eve geldiğinde olanı biteni babasına anlatır. Babası, kendi dostu hakkında yorum yapmadan oğluna şunları söyler;

” Evladım, senin dost dediklerin kapıyı yüzüne çarpıp, seni kabul dahi etmediler. Åžimdi sen yarın gideceksin ve benim dostumun karşısına geçip, bir bahane ile yüzüne sert bir tokat atacaksın. Arkadaşım hakiki dost mu, deÄŸil mi? O zaman belli olur… ”

Sabah olur ve delikanlı babasının arkadaşının dükkanına gider ve iş konusunda bir bahane uydururak, suratına çok sert bir tokat atar. Tepkinin de aynı sertlikte olacağını düşünür.

Adamdan ise çocuğu titeten bir cevap gelir;

“Evlat, koÅŸ git söyle babana, satmayız sarımsak tarlasını sert bir tokada…”

……

Allah bizleri samimi, sadık ve her ÅŸartta bizimle olacak dostluÄŸa layık arkadaÅŸlarla karşılaÅŸtırsın ve dostluÄŸumuz daim olsun. Dostluk; sevince çağırışta, hüzünle bağırışta ve idealler uÄŸruna her yarışta, hesap yapmadan birlikte olabilmektir…

Dost, kusur aramayandır…”